İstihbarat Analizinin Psikolojisi - 1

Bu yazı, Psychology of Intelligence Analysis kitabının ilk bölümünün Türkçeye çevirilmiş halidir. Bu çeviri tamamen eğitim, araştırma ve bilgi paylaşımı amacıyla yapılmış olup hiçbir ticari amaç gütmemektedir. Metin içinde yer alan tüm olgular, görüşler ve analizler orijinal yazara aittir.

BÖLÜM 1 - ZİHİNSEL MEKANİZMAMIZ

Düşünme Üzerine Düşünmek

Doğru ve isabetli istihbarat analizini engelleyen çeşitli sorunlar arasında, insanın zihinsel süreçlerinden kaynaklanan sorunlar, şüphesiz en önemli ve ele alınması en zor olanlardandır. İstihbarat analizi temelde zihinsel bir süreçtir; ancak bu sürecin anlaşılması, kendi zihnimizin nasıl çalıştığına dair bilinçli farkındalığımızın eksikliği nedeniyle zorlaşmaktadır.

Bilişsel psikolojinin temel bulgularından biri, insanların zihinde olup bitenlerin büyük kısmına dair bilinçli bir deneyime sahip olmamasıdır. Algı, hafıza ve bilgi işleme ile ilişkili pek çok işlev, herhangi bir bilinçli yönlendirmeden önce ve ondan bağımsız olarak gerçekleşir. Bilinçte kendiliğinden beliren şey, düşünmenin süreci değil, düşünmenin sonucudur.

İnsan düşünme süreçlerine içkin zayıflıklar ve önyargılar, özenle tasarlanmış deneyler yoluyla gösterilebilir. Bunlar, tüm istihbarat analistlerinin analitik zanaat araç setinde yer alması gereken araç ve tekniklerin bilinçli biçimde uygulanmasıyla hafifletilebilir.


“Zihni geliştirmekten bahsettiğimizde, genellikle bağlamı sınırlı veri (information) ya da bilginin (knowledge) edinilmesini veya kişinin sahip olması gereken düşünce türlerini kastediyoruz; zihnin gerçek işleyişini değil. Kendi düşünme süreçlerimizi izlemeye ve onları daha gelişmiş bir idealle karşılaştırmaya çok az zaman ayırıyoruz.”

İstihbarat analizini geliştirmekten söz ettiğimizde de genellikle yazım kalitesinden, analitik ürün türlerinden, istihbarat analistleri ile istihbarat kullanıcıları arasındaki ilişkilerden ya da analitik sürecin organizasyonundan bahsediyoruz. Analistlerin nasıl düşündüklerini geliştirmeye ise çok az dikkat gösteriliyor.

Analitik düşünme, marangozluk ya da araba kullanmak gibi bir beceridir. Öğretilebilir, öğrenilebilir ve pratikle gelişebilir. Ancak bisiklete binmek gibi pek çok başka beceride olduğu üzere, sınıfta oturup nasıl yapılacağının anlatılmasıyla öğrenilmez. Analistler yaparak öğrenir. Çoğu insan, eğitimini tamamlamanın ötesinde fazla bilinçli bir çaba harcamadan, en azından asgari düzeyde kabul edilebilir bir analitik performansa ulaşır. Ancak büyük bir çaba ve sıkı çalışmayla analistler, doğal olarak ulaşılabilenin ötesinde bir mükemmeliyet düzeyine erişebilirler.

Düzenli koşu dayanıklılığı artırır, ancak uzman rehberliği olmadan tekniği geliştirmez. Benzer şekilde, yerleşik analitik alışkanlıkları değiştirerek en uygun analitik mükemmeliyet düzeyine ulaşmak için uzman rehberliği gerekebilir. Genç analistlerin analitik zanaatlarını geliştirmelerine yardımcı olacak bir analitik koçluk kadrosu, sınıf içi eğitime değerli bir tamamlayıcı olacaktır.

Başarılı öğrenmenin temel anahtarlarından biri motivasyondur. CIA’in en iyi analistlerinden bazıları, kariyerlerinin erken dönemlerinde yaşadıkları analitik başarısızlıkların bir sonucu olarak becerilerini geliştirmiştir. Başarısızlık, onları analizi nasıl yaptıkları konusunda daha bilinçli olmaya ve düşünme süreçlerini keskinleştirmeye motive etmiştir.

Bu kitap, istihbarat analistlerinin daha yüksek bir performans düzeyine ulaşmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. İnsanların eksik ve muğlak bilgilere dayanarak nasıl yargılarda bulunduklarını gösterir ve analitik becerileri geliştirmek için basit araçlar ve kavramlar sunar.

Bölüm 1, insan zihinsel süreçlerinde var olan bazı sınırlamaları tanımlamaktadır. Bölüm 2, bu sınırlamaların aşılmasına ve daha sistematik düşünmeye yönelik basit araçlar ve yaklaşımlar olan analitik zanaatı ele alır. Bölüm 8, “Rekabet Eden Hipotezlerin Analizi”, tartışmasız biçimde kitabın en önemli tek bölümüdür. Bölüm 3, bilişsel önyargılar (basitleştirilmiş bilgi işleme stratejilerinin yol açtığı öngörülebilir zihinsel hatalar için kullanılan teknik terim) hakkında bilgi sunar. Son bölüm ise analistler için bir kontrol listesi ile istihbarat analizi yöneticilerinin analitik mükemmeliyetin yeşerdiği bir ortamı nasıl yaratabileceklerine dair öneriler sunar.

Herbert Simon, “sınırlı” ya da “kısıtlı” rasyonalite kavramını ilk ortaya atan kişidir. İnsan zihinsel kapasitesinin sınırları nedeniyle, zihin dünyanın karmaşıklığıyla doğrudan başa çıkamaz, diye savunmuştur. Bunun yerine, gerçekliğin basitleştirilmiş bir zihinsel modelini inşa eder ve ardından bu modelle çalışırız. Zihinsel modelimizin sınırları içinde rasyonel davranırız; ancak bu model, gerçek dünyanın gereklerine her zaman iyi uyum sağlamaz. Sınırlı rasyonalite kavramı, evrensel olmasa da, hem insan yargı ve tercihlerini doğru biçimde betimleyen bir yaklaşım hem de insan zihninin işleyişine içkin sınırlamalara yönelik makul bir uyarlama olarak geniş ölçüde kabul görmüştür.

Algı, hafıza, dikkat süresi ve akıl yürütme kapasitesi üzerine yapılan çok sayıda psikolojik araştırma, Simon’ın tanımladığı “zihinsel mekanizmamızdaki” sınırlamaları belgelemiştir. Pek çok akademisyen bu psikolojik içgörüleri uluslararası siyasal davranışın incelenmesine uygulamıştır.1 Benzer bir psikolojik bakış açısı, istihbarat başarısızlığı ve stratejik sürpriz üzerine yapılan bazı çalışmaların da temelini oluşturur.

Bu kitap, söz konusu çalışmalardan iki açıdan ayrılmaktadır. Sorunları, politika yapıcıların değil istihbarat analistlerinin bakış açısından ele alır. Ayrıca zihinsel süreçlerin etkisini, diplomatik ve askerî tarihten örnekler üzerinden değil, büyük ölçüde bilişsel psikoloji alanındaki deneyler aracılığıyla ortaya koyar.

Bu kitabın temel odak noktalarından biri, gözlemlenenin ne olduğunun ve nasıl yorumlandığının belirlenmesinde gözlemcinin rolünü aydınlatmaktır. İnsanlar, duyular aracılığıyla sağlanan bilgilere dayanarak kendi “gerçeklik” versiyonlarını inşa ederler; ancak bu duyusal girdi, hangi bilgilere dikkat edileceğini, bunların nasıl örgütleneceğini ve onlara hangi anlamın yükleneceğini belirleyen karmaşık zihinsel süreçler tarafından aracılanır. İnsanların neyi algıladığı, bunu ne kadar kolay algıladığı ve bilgiyi aldıktan sonra nasıl işlediği; geçmiş deneyim, eğitim, kültürel değerler, rol gerekleri ve örgütsel normların yanı sıra alınan bilginin özgül özelliklerinden de güçlü biçimde etkilenir.

Bu süreç, dünyayı görüntüleri yönlendiren, odaklayan ve dolayısıyla çarpıtabilecek bir mercek ya da ekran aracılığıyla algılamak şeklinde görselleştirilebilir. Örneğin Çin’in mümkün olan en net görüntüsüne ulaşmak için analistlerin yalnızca Çin’e dair bilgiye ihtiyacı yoktur. Bu bilginin içinden geçtiği kendi merceklerini de anlamaları gerekir. Bu mercekler pek çok adla anılır—zihinsel modeller, zihniyetler, önyargılar ya da analitik varsayımlar.

Bu kitapta, zihinsel model ve zihniyet terimleri aşağı yukarı birbirinin yerine kullanılır; ancak zihinsel model, muhtemelen zihniyetten daha iyi geliştirilmiş ve daha açık biçimde ifade edilmiştir. Analitik varsayım, bir zihinsel modelin ya da zihniyetin bir parçasıdır. Bu kitapta ele alınan önyargılar, zihnin nasıl çalıştığından kaynaklanır ve herhangi bir içeriksel zihinsel model ya da zihniyetten bağımsızdır.

Psikanalistler, mesleği icra etme lisansını almadan önce, kendi kişiliklerinin başkalarına ilişkin gözlemlerini nasıl etkilediği ve koşullandırdığı konusunda daha fazla farkındalık kazanmak amacıyla kendilerinin de psikanalizden geçmeleri gerekir. Psikanaliz uygulaması, yöntemlerinin istihbarat ve dış politika camiası tarafından taklit edilmesini gerektirecek kadar başarılı olmamıştır. Ancak bu benzetme ilginç bir noktayı vurgular: İstihbarat analistleri, başkalarını anlayabilmeden önce kendilerini anlamalıdır. (a) İnsanların dış olayları algılama ve bunlar hakkında analitik yargılara varma biçimlerindeki genel sorunlara ilişkin öz farkındalığı artırmak ve (b) bu sorunların üstesinden gelmeye yönelik rehberlik ve uygulama sağlamak için eğitime ihtiyaç vardır.

Yeterli eğitim bu yöne —yani analistin kendi düşünce süreçlerine— odaklanmamaktadır. İstihbarat analistlerinin eğitimi genellikle örgütsel prosedürler, metodolojik teknikler ya da içeriksel konular üzerine verilen öğretimi ifade eder. Oysa eğitim süresinin daha büyük bir bölümü düşünme ya da analiz etme gibi zihinsel eyleme ayrılmalıdır. Analistlerin nasıl analiz yapılacağını bildikleri varsayılır; oysa bu varsayım yanlıştır. Bu kitap, istihbarat analizinde yer alan düşünme ve akıl yürütme süreçlerini inceleyen bir eğitimi desteklemeyi amaçlamaktadır.

Bir sonraki bölümde ele alındığı üzere, zihniyetler ve zihinsel modeller kaçınılmazdır. Özünde, bir konu hakkında bildiğimizi düşündüğümüz her şeyin bir damıtımıdırlar. Sorun, hızla değişen bir dünyada zihnin alternatif yorumlara nasıl açık tutulacağının sağlanmasıdır.

Bir zihniyetin dezavantajı, algımızı öyle bir ölçüde renklendirebilmesi ve kontrol edebilmesidir ki, deneyimli bir uzman bile olaylar yeni ve beklenmedik bir yöne saptığında gerçekte ne olduğunu en son görenler arasında yer alabilir. Büyük bir paradigma değişimiyle karşılaşıldığında, bir konu hakkında en çok şey bilen analistlerin, aynı zamanda en çok şeyi yeniden öğrenmeyi bırakmaları gerekir. Bu durumun, örneğin Almanya’nın yeniden birleşmesinden önce yaşandığı görülmüştür. Bazı Almanya uzmanları, Doğu ve Batı Almanya’nın yeniden birleşmesine doğru ilerleyen dramatik değişimlerin önemini kabul etmeleri için daha genelci yöneticileri tarafından adeta dürtülmek zorunda kalmıştır.

Zihniyetlerin avantajı ise, analistlerin ürünleri zamanında ortaya koymalarına yardımcı olmaları ve tarih kitaplarında bölüm başlığı hâline gelen o dönüm noktası olaylar arasındaki süreçlerde işlerin etkili biçimde sürmesini sağlamalarıdır.

Bir kuşak önce, çok az sayıda istihbarat analisti analiz yapma süreci konusunda öz farkındalığa sahipti ve içe dönük bir tutum sergiliyordu. Kabul gören anlayış, bilginin “sağduyu” teorisiydi: Olayları doğru algılamak için yalnızca gözleri açmak, olgulara bakmak ve nesnel bir yargıya varabilmek adına tüm ön kabulleri ve önyargıları zihinden arındırmak yeterli görülüyordu.

Günümüzde ise istihbarat analistlerinin görevlerine boş bir zihinle yaklaşmadıkları yönünde çok daha güçlü bir anlayış vardır. Analistler, sorumlu oldukları alanda olayların normalde nasıl geliştiğine dair bir varsayımlar kümesiyle işe başlarlar. Bu değişmiş bakış açısı giderek yerleşik bir kabule dönüşse de, İstihbarat Topluluğu bunun sonuçlarını anlamada henüz yalnızca yüzeyi kazımaya başlamıştır.

Analistlerin olayları anlama biçimi, bu olayları algıladıkları zihniyet ya da zihinsel modelden büyük ölçüde etkileniyorsa, farklı zihinsel modellerin etkisini incelemek ve belgelemek üzere daha fazla araştırma yapılması gerekmez mi?

İstihbarat Topluluğu’nun pek çok soruna verdiği tepki, analistlerin çoğu durumda sindirebileceklerinden daha fazla bilgiye zaten sahip olmalarına rağmen, daha fazla bilgi toplamaktır. Oysa analistlerin ihtiyacı olan şey, iyi kararlar almalarına yardımcı olacak gerçekten yararlı bilgidir—çoğunlukla bilgili içeriden kişilerden gelen güvenilir HUMINT. Ya da mevcut muğlak ve çelişkili bilgileri ayıklamalarına, anlamlandırmalarına ve bunlardan azami ölçüde yararlanmalarına yardımcı olacak daha doğru bir zihinsel modele ve daha iyi analitik araçlara ihtiyaçları vardır.

Psikolojik araştırmalar, bu kitabın kapsamını aşan ek içgörüler de sunmaktadır. Sorunlar yalnızca analistlerin bilgiyi nasıl algıladığı ve işlediğiyle sınırlı değildir. İstihbarat analistleri çoğu zaman küçük gruplar içinde ve her zaman büyük, bürokratik bir örgüt bağlamında çalışırlar. Sorunlar, birey, küçük grup ve örgüt olmak üzere her üç düzeyde gerçekleşen süreçlere içkindir. Bu kitap, muhtemelen en sinsi olanlar oldukları için, analistlerin zihinsel süreçlerine içkin sorunlara odaklanmaktadır. Analistler, küçük grup ve örgütsel süreçlerdeki bu sorunları gözlemleyebilir ve bir ölçüde sezebilirler; ancak kişinin kendi zihninin nasıl çalıştığı konusunda öz farkındalık geliştirmesi, en iyi ihtimalle bile, son derece zordur.


  1. Joseph De Rivera, The Psychological Dimension of Foreign Policy (Columbus, OH: Merrill, 1968), Alexander George and Richard Smoke, Deterrence in American Foreign Policy (New York: Columbia University Press, 1974), and Robert Jervis, Perception and Misperception in International Politics (Princeton, NJ: Princeton University Press, 1976).